HTD: Hadis Tetkikleri Dergisi Hadis Tetkikleri Dergisi
   
Ana Sayfa
Yayın İlkeleri
Hakkımızda
Sayılar
Temsilciler
Kitaplar

English
 
 


ÖNSÖZ

      Yaklaşık son iki yüz yıldır, en azından yazılı literatürün önemli bir kısmında, İslâm hayata yön veren bir ‘inanış biçimi’ olmaktan ziyade ‘söze konu teşkil eden bir tarihsel gerçeklik’ şeklinde algılanır olmuştur. Elbette, İslâm’ın söze konu teşkil etmesi, yadırganacak bir husus değildir. Zira, geleneksel dönemde de İslâm, nüzûlü süreciyle eş zamanlı biçimde söze konu olagelmiştir. Ne var ki, çağdaş dönem ile geleneksel dönem arasındaki ayırt edici bâriz vasıf, aydınlanma çağı ile birlikte, İslâm’ın tesir-teessür alanının sözle sınırlandırılmaya çalışılmasıdır. Esas itibariyle, İslâm’da Yenilikçilik Düşüncesi Açısından Modernistlerin Sünnet Anlayışı adıyla 1996 yılında tamamlanmış bulunan ve bu zamana kadar yayımlanma fırsatı bulunamayan doktora tezimin İslâm Dünyasının Çağdaşlaşma Serüveni adıyla kitaplaştırılan çağdaşlaşmaya dair konuları, dönemin İslâm âlimlerinin, sınırlandırma gayretleri sürecindeki konumlarını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

      İslâm dünyasının çağdaşlaşması ‘serüveni’, elinizdeki kitabın okunmasından sonra zihinlerde daha da net biçimde canlanacağını umut ettiğim, sınırları net bir şekilde çizilememiş bir süreci ifade eder. Bu süreç, birbiriyle iletişimi bulunan kişiler açısından top yekun yaşanan bir süreç olduğu ve sebep ve gerekçeleri ortadan kalkmadığı için de, elinizdeki kitapta, nihayeti hakkında kesin kanaat beyân etmenin ‘imkânsız’ olduğu bir ‘serüven’ biçiminde ifade edilmiştir. Esas itibariyle, İslâmî ilimler bütün halinde, bir yandan Kur’an ve onun hayata tatbiki demek olan sünneti lafzı, literatürü, tesiri ve dünya tasavvuru itibariyle söze konu ederken, bir yandan da bunları bizzat hayata tatbik etmenin aracı olma vazifesini ifa etmiş, müslümanlar açısından varoluşsal konumunu sürdürmüştür. Çağdaşlaşma serüveni ise, aynı zamanda, ilimler arasındaki bu dayanışmanın ve Hz. Peygamber ile ilgili olarak söylenen “O yaşayan Kur’an’dı” ifadesinin evrensel bir boyut kazandığı ‘fiilî uygulama’ yönünün tedricen zayıflama sürecine girdiği bir süreçtir.

      Bu anlamda İslâm -ve tabi ki onun münderecâtındaki pek çok konu- tartışmaya açılarak, ‘nesneleştirilme ve tüketilme’ye konu teşkil etmiştir. Böyle bir sürecin yaşanması sonucunda da, gelinen nokta itibariyle, İslâm herkesin hakkında konuşabildiği, öğrenmek için özel bir gayretin safr edilmesine ihtiyaç hissedilmeyen bir konuma düşürülmüştür.

      Bu kitapta, -söz konusu doktora tezimin çağdaşlaşma ve hadis ilişkilerine dair kısımlarının, Çağdaşlaşma ve Hadis Tartışmaları adıyla yayımlanan bölümlerinde ele alının konunun hadis ve sünnete taalluk eden kısmına da temel teşkil edecek şekilde-, İslâm dünyasının yaşamakta olduğu bu süreç ele alınmıştır. Süreci bizzat oluşturan ve sürecin farkında olarak çaresizlik içinde ama bilinçli bir şekilde çaba safr eden muhtelif âlimlerin ‘duruşları’ dikkatlerinize arz edilmiş bulunmaktadır.

      İslâm dünyasının sömürgeleştirilme çabaları ile eş zamanlı dile getirilen Çağdaşlaş(tır)ma talepleri, etken konumdaki Batı’nın ‘aydınlanma’sını, sürekli maddî ve manevî kayıp yaşayan Doğu’nun ise ‘çöküş’ünü yaşadığı bir dönemi ifade eder. İslâm Dünyasının Çağdaşlaşma Serüveni adıyla sizlere arz edilen bu kitapta bu mücadelenin daha iyi anlaşılabilmesi için ‘Çağdaşlaşma Üzerine Genel Bir Çerçeve’ başlığını taşıyan Girişte konunun muhtevası, çalışmada takip edilen metot ve kaynaklar ile tezin konusuna dair kavramlar üzerinde durularak, çağdaşlaşmaya dair genel bir çerçeve çizilmeye çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada sıkça kullanılan konuyla doğrudan ilgili kavramlar ve buna bağlı diğer dolaylı terimler özet halde incelenmeye çalışılmıştır.

      Birinci bölümde, Çağdaşçılığın Ortaya Çıkışına Tesir Eden Faktörler ele alınmış ve bu çerçevede, Batı düşüncesindeki, değişim, bu değişimin Hıristiyanlık ve Yahudilik’te hasıl ettiği çağdaşlaşma lehindeki dönüşüm ile İslâm dünyasının çağdaşlaş(tırıl)ması sürecinde etkin bir rol üstlenen Şarkiyatçılık üzerinde durulmuş, daha sonra da çağdaşlaşma ihtiyacının en haklı gerekçesi olarak sunulan ‘geleneksel yapının yetersizliği’ konusu üzerinde durulmuştur.

      Bu çalışmada ‘İslâm Çağdaşçılığının Teşekkül Dönemi’ olarak anılan klâsik İslâm Modernleşmesi konusu İkinci Bölüm’de ayrıntılı biçimde ele alınmış ve burada dönemin önde gelen ilim merkezlerinden olan Osmanlı Türkiye’si, Mısır-Sudan ve Hint Alt Kıtası ile söz konusu dönemdeki ulemâ çağdaşlaşmaya yaklaşımları itibariyle ele alınmıştır. Üçüncü Bölüm’de de, aynı süreç XX. yüzyıl başından itibaren ‘İslâm Çağdaşçılığının Sistemleşme Dönemi’ olarak anılmış ve Türkiye ve büyük ölçüde buradaki fikir harekelerinin bir uzantısı olarak Bulgaristan, Mısır-Sudan ve Hint-Pakistan çağdaşlaşma açısından bahse konu edilmiştir. Bir nevi, Sonuç olarak değerlendirilebilecek olan İslâm Çağdaşçılığının Temel Özellikleri ve Tenkîdi başlıklı Dördüncü Bölüm’de ise, çağdaşlaşmanın, çalışma boyunca işaret edilen belli başlı özelliklerine vurgu yapılarak, sıkça eleştirilen zaaf noktalarına işaret edilmiştir.

      Son olarak, bu çalışma sayesinde, İslâm düşünce geleneğinin kendine haslığına ve devamlılığına bir dikkat çekme olmak üzere, toplumsal değerlerimizi ‘öteki’ toplumların değerleri ile ‘değiştirme’nin çok da kolay bir şey olmadığı ve olmayacağı anlatılabilmişse, maksat hasıl oldu demektir; bu durumda, eserde sözü edilen şahıs ve düşüncelere dair anlatılanların birer bilgi olarak algılanmasında bir sakınca yoktur. Şayet bu gaye gerçekleşmemişse, ‘söze konu teşkil etme’ yanlışlığına bir kez daha düşüldü demektir ki bu -en azından niyet olarak-, yazarın maksadının dışındadır.